İsmail Kılınç | Ahmet Sarı’nın “Annemi Bir Uğultuya Yasladılar” Kitabına Dair

İsmail Kılınç | Ahmet Sarı’nın “Annemi Bir Uğultuya Yasladılar” Kitabına Dair

İsmail Kılınç, Ahmet Sarı’nın Hece Yayınları’ndan çıkan Annemi Bir Uğultuya Yasladılar adlı öykü kitabına dair yazdığı incelemesiyle Edebiyat Daima’da

İsmail Kılınç | Ahmet Sarı’nın “Annemi Bir Uğultuya Yasladılar” Kitabına Dair

Ahmet Sarı’nın yeni öykü kitabı Annemi Bir Uğultuya Yasladılar[1], Ekim 2020 itibariyle Hece Yayınları’ndan çıktı. Daha önce yayımlanmış altı öykü kitabı bulunan Sarı’nın son yayımlanan öyküsü Annemi Bir Uğultuya Yasladılar, büyüklü küçüklü kırk öyküden oluşuyor. İmgeli bir başlıkla çıkan eserin girişinde okuru, Sezai Karakoç’tan mısralar karşılıyor. Şairin “Baba suçsuzdu eski incirler gibi hışırdıyordu.” ile “Yüzü yeni gelmişi bir vahiy gibi” mısraları, eserin girizgâh metinleri olarak seçilmiş. Ayrıca içerdiği bazı öykülerde de Niyâz-ı Mısrî’den mısralar; Kelamullah’tan alıntılar göze çarpıyor.

Eserde yer alan kırk öykünün birçoğunun alt metninde İslamî hassasiyetler yer alıyor. Öykülerin paralelinde ilerleyen duyarlılıklar, evde, mahallede, köyde görülen/görülmeye alışık olunan vaziyette kurgulanmış. Bu anlamda anlatıcının doğallığı yakaladığı söylenebilir. Öykülerin çoğu, insanın gündelik hayatından kesitler sunuyor. Bu kesitlerde kahramanlar ve davranışlarına ilişkin ayrıntılar, anlatıcı tarafından “sezgisel” bir düzlemde aktarılıyor. Anlatıcı size ipuçları yardımıyla “iman”ın ayrıntılarla ilişkisinin olduğunu sezdiriyor. Eserdeki birçok öykü, insanın iz sürdüğü, ayrıntıları sorguladığı ve nihayetinde Allah’ı imâ eden bir tavırla oluşturulmuş. Bu durum, çok farklı kahraman ve mekânlarda hayat bulmuş. Bazen bir muvakkithanede “zaman”a dair ipuçları öğreniyorsunuz; bazen bir camide mevsim geçişlerinin insandaki tesirine şahit oluyorsunuz. Bazen yazar sizin doğaya dair özlemlerinizi artırıyor; bazen bir yolcu otobüsünde çileli bir yolculuğa sürükleniyorsunuz. Yeri geliyor meczup kahramanlar ile “ayrıntılar”ı hissediyorsunuz; yeri geliyor Hac sevdasıyla tutuşan insanların Hac’dan vazgeçişlerindeki imânî tutarlılığı keşfediyorsunuz. Öyküler, alt metinde, insanın dünyevî yolculuğundaki ayrıntılara dikkat çekiyor denilebilir. Nitekim bu tavır, üretilmiş bir duyarlılığa işaret ediyor. Basit bildiğimiz hadiselerin düşünülünce ne kadar değerli yanlarının olduğunu algılatıyor. Terry Eagleton edebî eserin bu yönüne vurgu yaparken “Edebi eserler, anlam içermekten çok anlam üretirler.[2] der. Annemi Bir Uğultuya Yasladılar, gerçeği algılatmaya çalışırken “anlam üretme” içeren kurgular barındırıyor.

Ahmet Sarı, öykülerinden yedisinde menkıbevi karakter, olay ve durumlardan beslenir. Bunlar yedi “yakarış”tan meydana gelir. Kenan, Hâcer, Meryem, Avra (Ebu Leheb’in karısı), Cibril gibi tanıdık isimlerin yanında bir yakarış da “Hakikat” ismiyle kurgulanır. “Yakarış”larda genelde kıyamet ya da yıkımlar-tufanlara bir telmihte bulunulur. Bahsedilen isimlerin kıyametle imtihanı ele alınır. Ayrıca kurguda, İslâm hatta dinler tarihinden anekdotlar da kullanılmıştır. Bu öykülere sirayet eden dini bilgi ve menkıbeler, yazarın kurgu süzgecinden yeniden geçer. Okur, her türlü felâkette bildiği olayların ötesinde samimi yakarışlara şahit olur. “Nuh Tufanı” olarak bildiğimiz hadisedeki Hz. Nuh ile Kenan arasındaki diyalog, bizleri oğlunu hakikat yoluna getirmeye çalışan bir babayla karşılaştırır. Aslında eserdeki her “Yakarış”, bu örnekte olduğu gibi imana davet niteliğindedir.  “Mutlak Son” hep ön plandadır ve bu sonu anlamlandıramayan isimler, o anların ilk samimiyetiyle “gerçek”e davet edilir. Okura İsmet Özel’in “Bakın, yaklaşıyor yaklaşmakta olan!” mısraını hatırlatır.

Ahmet Sarı, birçok öyküsünde kahraman bakış açısını kullanır. Bu bakış açısına yafta olarak yapışıp kalan “sınırlı”lık durumu, zannederim modern öykülerle beraber yeniden gözden geçirilecektir. Çünkü öyküler artık “ben dili”ni kullanırken bir “şahıs” bakış açısının ötesinde geziniyor. Zira anlatıcı artık “ben”in cümleleriyle konuşurken “biz”e dair duygusal argümanlar kullanıyor. Yani aslında “ben”, “biz”leşiyor. Anlatıcı, “insan” odaklı ve bu “insan”, kalıp bir şahıstan çok “öykü atmosferi”ne hizmet ediyor. O yüzden artık anlatıcıları, özellikle öykülerde alışıldık bakış açılarından farklı yerlere konumlandırmak gerekiyor. Annemi Bir Uğultuya Yasladılar kitabı özelinde de bu durum böyledir. İslam’la yoğrulmuş coğrafyamızda Sarı’nın eseri, “ayağı toprağa çıplak basan” bir tavırla “biz”i anlatıyor diyebiliriz. Ahmet Sarı, bu bakış açısına “muhabbet” edasıyla sarılıyor. Hatta zaman zaman okuyucuya yönelip, öyküye dair bilgi ve duygular aktarıyor.

Kurgu noktasında eserde çevremizde gelişen gündelik olaylarla karşılaşıyoruz. Bu olayların yazarın iman ve fikir süzgecinden geçtiği hemen anlaşılıyor. Bu süzgeçten geçerken “gizem”in ön planda olduğunu belirtmemiz gerekiyor. Tayy-i mekân/tayy-i zaman yaşamlar, cin ve periler, kendi kendine hareket eden eşyalar, bir görünüp bir kaybolan aile bireyleri, yaşanmamış ama muhayyilede belirmiş olaylarla yazar, metafiziğin sınırlarında dolaşıyor. Ancak tabii ki öykülerin ana eksenini bu gizem oluşturmuyor. Burada daha çok “insan”a ve ne kadar karmaşık bir varlık olduğuna dair göndermeler mevcut. Recep Seyhan’ın öyküye dair şu tespiti çarpıcıdır ve buradaki duruma işaret eder: “Öykü (bize göre) imgelerle, hayallerle, çok çağrışımlı göndergelerle dokunmuş; insanın çevresiyle ve eşya ile ilişkilerinden kurmaca kesitler sunan sınırları belirsiz bir anlatı sanatıdır.”[3] Annemi Bir Uğultuya Yasladılar, bu tespitteki belirsiz sınırlarda başarılı bir şekilde dolaşıyor diyebiliriz. Kurgusal metinlerde bolca rast geldiğimiz çatışmaları ise yazar, direkt olarak değil de sezdirerek verir. Söz gelimi kapitalizmin insanı esir almasını, sığ ve alenî cümleler yerine kahramanların duyuş ve düşünüşleriyle aktarır. “Açık Bağcıklar” öyküsü buna güzel bir örnektir. Slazenger marka bota (yani maddeye) fazla bağlanan ve o botla camiye giden gencin durumu, trajikomik bir şekilde anlatılır. Eserde bu şekilde madde-mana çatışmaları sırıtmayan bir şekilde verilir. Birçok öykü, aslında “Siz neyi nasıl anlamlandıracağınızı bilirsiniz.” tavrıyla kaleme alınmıştır. Öykü, her hâlükârda bellekte yer eden, bizi sarsan olayların etkileyici bir dille anlatıldığı türdür.[4] Bu izleri ve sarsıcılığı kısa ve yoğun anlatabilmek gerekir. Sarı’nın öykülerinde bahsettiğimiz olaylar, başarılı bir yoğunlukla ele alınır. Ancak eserde bulunan bazı minimal öykülerin kurgusu öykü atmosferi oluşturma açısından zayıf bulunabilir. Minimal öykülerde dil, yazardan daha fazlasını ister. Bu anlamda mesela “Dua” öyküsü başarılıdır; “Bekleyiş” ise kurgusunu daha yaratıcı bir dile teslim edebilirdi.

Annemi Bir Uğultuya Yasladılar, kahraman çeşitliliği açsısından oldukça zengindir. Eserde, yazar da dâhil olmak üzere birçok farklı kahraman karşımıza çıkar. Meczup, üniversite öğrencisi, çoban, münzevi bir yaşlı, yaralanmış bir âşık, çocuklar vb. birçok kahraman kullanıldığı görülmektedir. Ancak halkbilimi deyimiyle “anne motifi” yazar için önemlidir. Özellikle anne hastalanmaları ve /veya ölmeleri üzerine içli paragraflarla karşılaşılacağı söylenebilir.

Kurgu ve kahraman zenginliği dışında Annemi Bir Uğultuya Yasladılar, itinalı bir dil işçiliğiyle çıkmış karşımıza. Öykü artık klâsik hâlinden sıyrılmış, kurgu çemberini genişletmiş, olaydan çok insanı merkeze alan ve nihayetinde dil işçiliğine dayanan bir türdür. Öykücü, kalıcılığını Türkçeye olan hâkimiyetiyle sağlayabilir. Dille ilgili Doğan Aksan, “Dilin en ilginç yönlerinden biri, belli bir toplumun maddi ve manevi kültürüyle olan sıkı bağlılığı ve bu bağlılığın, bütünüyle dilin sözvarlığına yansımasıdır.[5] derken üretilen metinlerin köklerine bağlılığından dem vurur. Ahmet Sarı, dilini bu köklerle beslemiş. Kelâmullah’tan alıntılar, folklorik montajlar (türkü) ve özgün cümleler ile okur, kurguya uyumlu zengin bir dille karşılaşır. Buna rağmen cümle hataları yok değil. “(…) tekrar yanıma geri geliyor.”(s. 54)  gibi nadir de olsa sorunlar var. Ahmet Sarı uzun cümleleri seven bir yazar. Hatta “Kapanış (Bir Melek)”te bunu deneysel olarak uyguluyor. Sondaki bu uygulama pek başarılı sayılmasa da diğer öykülerdeki uzun cümleler, oldukça başarılıdır. Eserde geçen “Dünyaya alışmış bir nefsin terbiyesi her şeyden daha zordu.” (s. 15), Rüzgâr, işi hiç olmamış bir aylağın dudakları arasında çıkan şen ıslık makamındaydı.” (s. 73), Kara baht, feleklerin derinliğine yenilir.” (s.77), “Ana ölürse çocuk, çocuk olduğu yerden yaralanır.” (s. 113) gibi imgeve metafor dolu dil kullanımları, Ahmet Sarı’nın dildeki yetkinliğine örnek olarak gösterilebilir. Yaygın kullanılmayan, “dirfillenmek”, “ıhtırmak”, “satrap”, “akıtma” gibi -mutemelen yöresel- sözcüklere yer veren yazar, “güzsöküğü” gibi üretilmiş/üzerinde oynanmış sözcükler de kullanıyor. Ayrıca “Sürmene” öyküsünde yazar, yazınsal sapma uygulamış. Tüm cümleleri küçük harfle başlatmış. Kesik cümleler ve bolca nokta mevcut. Bu öykü eserin alışıldık düzeni dışındaki tek öyküdür denilebilir.

Hüseyin Su kötü öykülerdeki duygusal samimiyetsizlikten bahsederken “Yalnızca sayfasında on üç tane “acı” sözcüğünü sayabildiğiniz bir öykünün tamamında acı çeken bir insanı neden göremediğinizi anlayamıyorsunuz. Baştan sona “sevgi” ve “aşk” sözcüğüyle bezenmiş ve sevginin, aşkın ne denli büyük bir insanî duygu olduğundan söz edilen bir öyküde, seven ve sevilen insan hâllerine rastlamanız mümkün olmuyor.”[6] der. Ahmet Sarı’nın bu anlamda başarı sağladığı, duyguları iyi verdiği söylenebilir.  Annemi Bir Uğultuya Yasladılar, duygusal doğallığı, insanî noktadaki acziyeti, hak-bâtıl arasındaki ince ama aranınca bulunacak çizgileri “muhabbet makamı”nda dile getiriyor.


[1] Ahmet Sarı, Annemi Bir Uğultuya Yasladılar, Hece Yay., Ankara-2020.

[2] Terry Eagleton, Edebiyat Nasıl Okunur, İletişim Yay., çev: Elif Ersavcı, syf.157, İstanbul-2019.

[3] Recep Seyhan, Bana Hikâye Anlatma, Bilge-Kültür Sanat Yay., syf. 26, İstanbul-2017.

[4] Necip Tosun, Modern Öykü Kuramı, Hece Yay., syf. 250, Ankara-2018

[5] Prof. Dr. Doğan Aksan, Dil, Şu Büyülü Düzen, Bilgi Yay., syf.17, Ankara-2006.

[6] Hüseyin Su, Hikâye Anlatıcısı, Şule Yayınları, syf 85, İstanbul-2016.

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Son Gönderiler

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

En Son Gönderiler

Popüler Yazarlar