Galip Çağ | Pandemik Karamsarlık, Vivarium ve Döngüsel Yaşam

Galip Çağ | Pandemik Karamsarlık, Vivarium ve Döngüsel Yaşam

Galip Çağ “Pandemik Karamsarlık, Vivarium ve Döngüsel Yaşam” adlı yazısıyla Edebiyat Daima’da

Galip Çağ | Pandemik Karamsarlık, Vivarium ve Döngüsel Yaşam

Okuduğumuz disoptik ve alegorik metinlerin korkutucu havası, izlediğimiz bu türe dair filmlerin karamsar ve kasvetli hali, kıyamet öngörüleri yaşadığımız pandemik sürece gelene dek, kimseye, ürküttüğü kadar inandırıcı gelmedi. Yüzleşmek de bir o kadar zor. Şimdilerde değişen alışkanlıklar ve içe kapanan yaşam şekillerimizle, tekdüzelik sarmalından çıkıp daha yavaş ve daha iç içe bir hayata alışmaya gayret ediyoruz. Bir açıdan bakıldığında şehrin/yaşamın uyuşturan simülasyonundan doğal bir afet ile kurtulma şansı gibi de duruyor bu durum. Elbette optimist değilim bu konuda ama beklenildiği kadar da pesimist de hiç. 

Değişen alışkanlıklarımız kadar, aksattığımız ve imhal ettiğimiz rafine zevkler de yeniden aklımıza geliyor bu dönemde. Okunmayı bekleyen kitaplar, dinlemeyi bekleyen albümler ve izlenmeyi bekleyen filmler. Misal bu satırların yazarının ertelediği o kadar çok film varmış ki şu ara izledikçe “ah vah” etmekten kendini alamıyor. Vivarium en yakın pişmanlıklardan biri örneğin.

Türü için bilim kurgu, distopya, korku ya da daha başka bir şeyler demek mümkünse de ben bu tür filmleri Kuzey Avrupa sineması şeklinde türlendiriyorum. Soğuk, ağır, kasvetli, sisli, az renkli vb. Bunlar da türün içeriğini oluşturuyor benim için.

Film 2019 yılında 72. Cannes Film Festivali’nde ilk gösterimini yaptığında bu tarz filmlere verilen tepki ile karşılaştı. Ödül de aldı elbette. Sonra bu film kesin iyi ama ben anlayamadım diyerek yorumlarını fellik fellik okuyan bir kitlenin ancak izleyip okuduktan sonra verdikleri hükümlerle tanındı. Alegorik, alt metinli, kesin başka bir şey anlatıyor hissine kendini yaslatan ve çok karamsar bir film Vivarium. Ben bu hisse en son Darren Aronofsky’nin yönettiği ve senaristliğini yaptığı, başrollerinde Jennifer Lawrence ve Javier Bardem’in yer aldığı Mother (2017) filminde düşmüş, üzerine yazılan birçok değerlendirme ve eleştiriyi okuduktan sonra kendi kendime bir “haaaa!” çekmiştim. Vivarium da tam böyle bir son bıraktı bende. Elbette pandeminin sembol filmi Platform’u da bu listeye ekleyelim.

Neyse Vivarium’a dönüyorum.

Filmin isminden başlarsak daha ilk sahnede ismini açıklıyor aslında. Yuva imgesi, kuşlar. Vivarium da zaten hayvan veya bitkilerin yetiştirildiği park veya akvaryum gibi yerlere için kullanılıyor. Bir anlamda suni doğal alan. Gözlem merkezi olarak belirlenen ve oluşturulan ortam. Bu hemen başında filme dair bir ipucu da olsa film bitmeden bunu anlamak zor oluyor. Spoiler vermemek adına ben de ayrıntı vermeyeceğim.

Film ikisi ana olmak üzere 3-4 karakterin nadiren bir araya geldiği, stüdyo olduğu çok belli bir tek tip kadraj önünde geçiyor. Oldukça ağır ve kasvetli ortamda sizi geren şey aslında filmin kahramanlarını da geriyor. Zira izleyenler gibi kahramanları da başlarına gelene bir türlü anlam veremiyor. Ve bu anlamsızlığın tekdüzeleştiği noktada da gerilmek kaçınılmaz oluyor elbette.

Sadece yeni bir ev ve yaşam alanı isteyen bunun içinde muhtemelen uzun vadeli bir kredi macerası ile gönüllü köleliğe razı banliyö insanlarının oldukça “darlayıcı” serüveni asla tahmin edilemeyecek bir sona, daha doğrusu bir noktaya varıyor. Kafada bir sürü soru ve bence Jesse Eisenberg’e büyük bir hayranlık duygusu ile ayrılıyorsunuz ekran karşısından. Bu kadar az metinli bir filmde vücut dili ile bunca şeyi anlatmak ve gerilimi yansıtmak –bence Eisenberg de gerilmiştir- büyük marifet. Bazı filmler bunun için bile izlenir ki bence bir tiyatro oyunu olarak da muhakkak sahnelenmeli Vivarium.

Son yıllarda reklam filmleri yönetmenliğinde sinemaya geçen yönetmenler sektöre büyük bir hava getirdiler. İspanyol sinemasının korku/gerilim filmlerini bu manada hatırlamakta fayda var. Lorcan Finnegan da bundan sonra adını sık sık hatırlatacak gibi duruyor bence. 2016’daki Without Name girişi de zaten buna işaret ediyordu.

Aslına bakılırsa filmin yavaş ve sündürülmüş hissi veren atmosferini görünce çok daha kısaltılabilir diye düşünüyor izleyici, ben de dâhil. Sonra öğreniyoruz ki Finnegan zaten bu filmi daha önce çektiği bir kısa film olan Foxes’den genişletmiş. Bir reklam filmi yönetmeni için de gayet doğal. Bazen yarım dakikalık bir izlekten muazzam mesajlar yaratma derdi 100 dakikalık bir filimde çok daha özgür bir hamleye dönüşebiliyor ki böyle olunca reklam filmi yönetmenliğinde uzun metraja geçmek harika işler doğurabiliyor. Finnegan bunu başarmış.

Son olarak Vivarium, popcorn sinemadan hoşlanan, çabuk sıkılan, tüketici arkadaş tipi için uygun değil gibi. O yüzden sinirinizi filmden daha çok bozacak bir arkadaşla izlemenizi tavsiye etmem bu şaheseri. Kaldı ki böyle bir filmin her saniyesini izaha kalkışmak da yeteri kadar yorucu olacaktır.

Vivarium iyi bir disoptik kitap okumak kadar düşündüren bir modernite eleştirisi, deneysel sinemaya güçlü bir örnek. Bu manada pandemik şartlara da çok uygun. İyi bir zaman ve arkadaşla keyifli bir deneyim olacağına da şüphe yok. Şimdiden iyi seyirler…

Ankara, 20.12.2020, 02.00

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Son Gönderiler

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

En Son Gönderiler

Popüler Yazarlar