Mehmet Yıldız | Neden Yunus?

Mehmet Yıldız | Neden Yunus?

Mehmet Yıldız “Neden Yunus?” adlı incelemesiyle Edebiyat Daima’da.

Mehmet Yıldız | Neden Yunus?

Yunus, bir anahtardır çünkü bir sembol, bir rota. Büyük şairler milletlerine bir dil, bir kimlik, bir vatan ve bir dünya bırakır. Bu, bütün dünyada böyledir. Shakespearesiz bir İngilizce, Goethesiz bir Almanca, Dostoyevskisiz bir Rusça düşünülemeyeceği gibi Yunussuz bir Türkçe düşünülemez. Yunus gibi; Şeyh Galib, Nabi, Akif gibi şairler sadece şair olmakla iktifa etmemiş bir vatan ve bir medeniyet inşasını hedeflemiş kurucular olarak değerlendirilmelidir. Onların ardından giden bizler için rota bellidir. Ya bu medeniyete sahip çıkacağız ya da kaybolup gideceğiz. Bizim gibi bir medeniyetin evlatları için bir Araf yok ya kendimiz olacağız ya da bir başkası olamayacağız; işte bu yüzden Yunus. Sokaktan geçerken bırakın erkekleri gencecik kızların bile kendi aralarındaki muhabbetini işittiğinizde kulaklarınıza kadar kızarmak istemiyorsanız, istemiyorsak Yunus’a, Yunuslara onların gönül diline ihtiyacımız olduğunu kabul etmeliyiz. Bu kırık dökük satırlar onu ne kadar anlatır bilemem ama Yunus gibi değerlerin mutlaka günümüz dünyası ve gençliğiyle buluşmasının gerekliliğinin altını çizmiş olalım.

Sakıngıl

Mana eri bu yolda melul olası değil
Mana duyan gönüller, asla ölesi değil

Ten fanidir, can ölmez, çün gitti geri gelmez
Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değil

Cevher seven gönüller, yüz bin yıl arar ise
Haktan nasip olmasa, asla bulası değil

Sakın yarin gönlünü, sırçadır kırmayasın
Sırça kırıldıktan sonra bütün olası değil

Çeşmelerden bardağın, doldurmadan kor isen
Bin yıl durursa, kendünden dolası değil

Şu Hızır’la, şu İlyas, ab-ı hayat içtiler
Bir kaç yıllar içinde, bunlar ölesi değil

Yarattı Hak dünyayı, Peygamber dostluğuna
Dünyaya gelen gider, baki kalası değil

Yunus gözün görürken, faydalar eyleyu gör
Gelmedi ona giden, geri gelesi değil

13.asır bir yıkım, acı ve trajediler çağıdır Anadolu için. Anadolu Selçuklu dağılmış, Alâeddin Keykubat’ın ihtişamlı devleti 1243 te Kösedağ savaşıyla yıkıma uğramış, Moğol tasallutu, Haçlı seferleri ve Babailer isyanı(İshak,İlyas) ile kan revan bir Anadolu coğrafyası ortaya çıkmış. İşte böylesi bir acı koridorunda Yunus gibi Hacıbektaş, Mevlana gibi onarıcılar, ruh mimarları ortaya çıkmış. Hoca Ahmet Yesevi izinde ama bambaşka bir duyuş ve duruşla Yunus, Türkçenin ölümsüz mısralarını söyledi ve bununla yetinmedi. Bir dil ördü, bir medeniyet inşa etti. O olmasaydı Türkçe çok şey kaybedecekti belki. O Moğol vurgunu bir coğrafyada yıkıntılar içinden bir Anka kuşu gibi küllerinden yeni bir dünya inşa etti.

Yorgun ve yaralı bir medeniyetin 21.yüzyıldaki çocukları olarak, 13.asrın yaralı gönüllerini bir bulut nezaketinde, bir kelebek rikkatinde saran bizlerin Yunus’tan alacağımız çok hisseler var. Hâl ve kâl-iyle sadece 13.asrın değil bütün asırların yaralılarına seslenen bu dile ihtiyacımız var bizim. Nefretin hüküm sürdüğü, trafikte bir ters bakışın neredeyse bir cinayet sebebi olduğu bu dünyaya Yunus’un sesi eminim iyi gelecek:

Aşkın Odu Ciğerimi

Aşkın odu ciğerimi
Yaka geldi yaka gider
Garip başım bu sevdayı
Çeke geldi çeke gider

Kar etti firak canıma
Âşık oldum cananıma
Aşk zincirin boynuma
Taka geldi taka gider

Yunus çileli Anadolu insanına yeniden ruh ve mana aşıladı, imanını tazeledi, peygamberini hatırlattı, cenneti, sıratı yeniden insanımızın gündemine aldı:

Bulsam İzini şiiri

Arayı arayı bulsam izini,
İzinin tozuna sürsem yüzümü.
Hak nasip eylese görsem yüzünü,
Ya Muhammed canım arzular seni.

Bir mübarek sefer olsa da gitsem
Kâbe yollarında kumlara batsam
Hub cemalin bir kez düşte seyretsem
Ya Muhammed canım arzular seni

Evet, Yunus Emre’nin izinden giden gönül mimarları bizlere çok şeyler katmış ve katmaya devam edecektir. Bunlardan 20.asrın biri de Mehmet Akif’tir. O da aynı vazifeyi icra etmiş. Şiirleri, yazıları, vaazları ile Anadolu’yu gezerek Haçlı kalıntılarının bir kâbus gibi çöktüğü bir zamanda kollarını açarak haykırır:

Şu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyâda eşi?
En kesîf orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya-
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- “bu: bir Avrupalı! “
Dedirir -yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!

13.asırda adı Moğol’du, Selâhaddinlerin, Kılıçarslanların karşısında Haçlı oldu. 20.asırda adı İngiltere, oldu, Fransa, oldu, Amerika oldu, Yunan oldu, fark etmez. Bu kirli ittifak ruhunun karşısında mübarek Anadolu ruhu ve irfanı vardı. İşte şimdi de kuşatıldığımız modern teknolojik ve kültürel tasallutu kıracak ve bize yeniden biz olmanın erdemini ve yollarını gösterecek ruh da aynı mübarek çeşmenin suladığı ruh olacak. Bosna Hersek’in kurtarıcısı Bilge kral Aliya’nın dediği gibi savaşı onlara benzediğimiz zaman kaybetmiş olacağız. Cemil Meriç’in veciz tabiriyle Hira’nın evlatları olarak bizler Olympos’un çocuklarına benzemeyecek ve kendi kimliğimizi 21. asra yeniden vuracak bir yolun peşinde koşturacağız. Bize nasip olmasa da bizden sonrakilere bir yer ve yol açmaya gayret edeceğiz.

O zaman burada durup kendimize soralım. Ben kendime siz de lütfen kendinize sorun. Batının süper kahraman diye yutturduğu sanal hayali Hollywood yapımı yapay kahramanlarla mı yoksa Bizim Yunus ile, Battalgazi ile Farabi, ibnisina, Mehmet Akif’le mi yürüyeceğiz? Hangisi gerçek, örümcek adamlar mı Yunuslar mı?

Bastığın yerleri ”toprak!” diyerek geçme, tanı!
Düşün altındaki binlerce kefensiz yatanı.
Sen şehid oğlusun, incitme, yazıktır, atanı:
Verme, dünyaları alsan da, bu cennet vatanı

Diyen Akif mi?

14.asır âlimlerinden Ataullah İskenderi “Allah’ı bulan neyi kaybetmiştir? Allah’ı bulan neyi kazanmıştır?” der Yunus bu ifadeyi şöyle şiirleştirir:

Canlar Canını Buldum

Canlar canını buldum, bu canım yağma olsun
kar ve ziyandan geçtim, dükkânım yağma olsun

Ben benliğimden geçtim, gözüm hicabın açtım
Dost vaslına eriştim, şüpheler yağma olsun

İkilikten usandım, birlik hanına kandım
Derd-i hanına kandım, dermanım yağma olsun
 

Kar ve kazancın maddeyle ölçüldüğü bu çağda yeniden Yunusun diriltici mısralarına ihtiyaç var. Tasavvuf düşüncesinin en temel kavramlarından olan kulun Allah’tan gelip tekrar ona döneceği düşüncesidir. Yunus bu dünya gurbetinde gerçek yurdunu özlemektedir:

Acep şu yerde varm’ola
Şöyle garip bencileyin
Bağrı başlı gözü yaşlı
Şöyle garip bencileyin

Gezdim Rum ile Şam’ı
Yukarı illeri kamu
Çok istedim bulamadım
Şöyle garip bencileyin

Yunus, gönül kavramına çok ehemmiyet verir. Gelin bunun sebebini ondan okuyalım:

Bir kez gönül yıktın ise
Bu kıldığın namaz değil
Yetmiş iki millet dahi
Elin yüzün yumaz değil

Bir gönülü yaptın ise
Er eteğin tuttun ise
Bir kez hayır ettin ise
Binde bir ise az değil

Yunus, Ahmet Yesevi’den ilhamla cennet cennet dedikleri / birkaç köşkle birkaç huri/ isteyene ver onları/ bana seni gerek seni derken Cenab-ı Allah’ın cennetini mi tahfif ediyor? Elbette hayır, o bunu söylerken cennet ve Allah rızası arasındaki bir tercihi ifade etmekte. Asıl maksadı yani rızai ilahiden bahis açmakta. Ondan bir asır evvel 63 yaşında ben artık peygamberin vefat yaşı altmış üçe vardım benim bundan sonra yerin üstünde yerim yok, diyerek yerin altında bir mağarada yaşamaya başlar. Tabii ki kimseden böyle bir şeyi ne Allah ne de peygamber istemektedir. Burada bir hassasiyet söz konusu bir rikkat bir incelik ve edep var. Böyle olunca adınız Yunus oluyor, Hacıbektaş oluyor, Hoca Ahmet Yesevi oluyor. Ve aradan 10 asır geçse de dillerde bir yâdı cemil olarak yaşıyorsunuz. Yunus, âşıktır, tabiata âşıktır, Allah’a âşıktır, dili aşkı, şiirleri aşkı anlatır. Ve en güzel şekilde anlatır. Ta 8 asır evvel şöyle seslenir:

Ben yürürüm yana yana
Aşk boyadı beni kana
Ne âkilem ne divane
Gel gör beni aşk neyledi

Gâh eserim yeller gibi
Gâh tozarım yollar gibi
Gâh akarım seller gibi
Gel gör beni aşk neyledi

Yunus’un şiirleri medeniyetimizin bir özü özetedir adeta. Biz onda insan sevgisini, kardeşliği, vefayı, saygıyı edebi okuruz. Birliğimizin kardeşliğimizin tesisi ancak buralardan geçer. Cenabı Allah mübarek kitabında müminler ancak kardeştir, buyuruyor. Yunus bu ayeti şöyle okur:

“Yaratılmışı severiz yardandan ötürü” Yunus müminleri mümin kardeşi olarak sever, mümin olmayanları da insan kardeşi olarak sever. Ve yaratandan ötürü sever.  Yunus’a ve Yunus gönüllülere selam olsun.

Biz dünyadan gider olduk kalanlara selam olsun
Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun

Ecel büke belimizi söyletmeye dilimizi
Hasta iken halımızı soranlara selam olsun

Tenim ortaya açıla yakasız gömlek biçile
Bizi bir arı veçhile yuyanlara selam olsun

Azrail alır canımız kurur damarda kanımız
Yayıcağız kefenimiz saranlara selam olsun

Sözdür söylenir araya kimse döymez bu yaraya
İltip bizi makbereye koyanlara selam olsun

Bunda hep gelenler gider hergiz gelmez yola gider
Bizim halimizden haber soranlara selam olsun

Âşık oldur Hakk’ı seve Hakk derdine kıla deva
Bizim için hayır dua kılanlara selam olsun

Miskin Yunus söyler sözü kan yaş ile doldu gözü
Bilmeyen ne bilsin bizi bilenlere selam olsun

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Son Gönderiler

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

En Son Gönderiler

Popüler Yazarlar