Aydınlığa Çağrı | İsmail Kılınç

Aydınlığa Çağrı | İsmail Kılınç

İsmail Kılınç “Aydınlığa Çağrı” adlı denemesiyle Edebiyat Daima’da.

Aydınlığa Çağrı | İsmail Kılınç

Kurt ile eşek tartışıyormuş.

Kurt, “Çimen yeşildir.” demiş.

Eşek, “Çimen sarıdır.” demiş.

Konuyu aslana anlatmışlar.

Aslan, kurda ceza vermiş.

Kurt, şaşkınlıkla aslana sormuş,

“Sen de çimeni sarı mı görüyorsun?”

Aslan cevaplamış,

“Hayır, çimen sarıdır, cezan, eşekle tartıştığın içindir!”

***

Kendini bilmek, her türlü mecrada, haddini bilmeye eş değerdir. Hatasıyla sevabıyla insan, yaşam sürecinin çocuğudur. Kişinin kendini bilmesi, onun bilinçli insan olma yolunda attığı adımların ilki ve en önemlisidir. Kendini bilme sürecinin nasıl gerçekleşeceğine dair bir kılavuz yok. Evet peygamberleri, velî zâtları birer prototip olarak algılamamız mümkün. Ama hepsi algıdan ibaret! İnsan algılarını çok kolay bir şekilde “yanılgı”ya çevirebilir. Zaten bizler, -bizler için basit insanlar diyelim- yani basit insanlar, kolay yanıldığımızdan “seçilmişler” arasında değiliz. Yanılgıyı en asgari düzeyde yaşarsak bir nebze âlim-bilge, normal düzeyde yaşarsak olgun insan, fazla yaşar, bağışıklık kazanırsak eksik insan oluruz. Bu tanımlamalar hiçbir felsefi kurgulamanın ürünü değil. Oturup düşündüğümüzde ortaya çıkabilecek basit tanımlamalardır.

Âlim-bilge insandan başlayalım. Konuya âlim, bilge diye başlayınca ister istemez aklımıza kudema geliyor. Ahmed Yesevî’yi, Korkut Ata’yı, İbn-i Sîna’yı ve sair birçok ismi anıyor, gönül tezgâhımızdan bir “âh” çekiyoruz. Çünkü hepsi hem aydınlanan, hem aydınlatan insanlar. Bu insanların âlim oluşlarının siyaseti bile yapılamaz. Zaman en adil hâkimse, sonuç ortadadır. Âlim sözcüğünü çok “Doğulu” görenler için bugünün sözlüğünden konuşup “aydın” diyelim. Her ne kadar tam karşılamasa da bugünün aydını; hem kendisi aydınlanmış hem de halkını aydınlatmakta mıdır? Zannediyorum, bu soruya müspet bir cevap vermek zor. Teknolojinin bunca imkânına rağmen kabuğuna çekilmiş bir aydın görüntüsü var. Düşünce üretenler hâlâ Batı’nın argümanlarının ötesine gidemiyor. Sanat üretenler kendi ürettiklerini kutsarken diğer üretilenlere göz bile gezdirmiyor. Göz gezdirse bile “küçümsemek” minvalinde ilerleyen bir sözde-eleştiri peşinde. Özellikle aydın cenahında ortaya çıkmış ahbap-çavuş ilişkisi, toplumu yönlendirmesi bakımından oldukça tehlikeli. Fikir, hiç mühim değil. Sanat, övgü-sövgü arası bir yerde. Hepsinin değerini belirleyen canım-cicim ile tü-kaka anlayışı. Zıtlıkları belirleyenler menfaatler. Böyle bir ortamda “sahih aydın”a ulaşmak bir çaba gerektiriyor. Bu, özellikle taşrada yaşayanlar için çok zor. İletişim kanalları her daim açık tutulmak zorunda. En önemlisi her kişinin bir tarafından ziyade bir kişinin her tarafına baktıktan sonra “aydın” sıfatının yakıştırılmasıdır. Karışık cümlemizi mazur görünüz; “aydın”lık, açık-ileri görüş, sanatsal bir kaygı, yerli bir bakış, gençliğe sahip çıkış ve maziyi unutmayışla alakalı bir kavram. Bulduğumuz “aydın”larla yetinirken sahte aydınların “fikir-sanat” garabetlerinden Hakk’a sığınırız! Özellikle sosyal medyanın artık dünyayı “küçük bir köy”e dönüştürmesinden sonra sahte aydınlar geleceği daha çok mu kirletir yoksa sahih “aydın”lara ulaşmak mı kolaylaşır? Biz soruların en çok “okur” tarafından cevaplananlarını severiz.

Olgun insan, toplumda oturmayı kalkmayı bilen. Gündemi takip eden, çok dinleyen, az konuşan bir “derviş”tir. Konuştuğunda naiftir. Sufî bir enstrüman misali dinleyenin derinine işler. Toplumda az görünürler ama çokturlar. “Ârif”tiler ancak birçokları irfanlarından nasiplenmezler. Hele “hız” çağında oldukça “sıkıcı” görülen tiplerdir. Kitap okurlar, fikir beyan ederken çok düşünürler, sanat üretirken cüretkâr bir o kadar da mütevazıdırlar. Tepeden konuşan aydınlardan daha “aydın”dırlar. Her durumda “Anadolu’yu yoğuran maya”nın en önemli temsilcisidirler. “Aydın” arayışındaki ümitsizliği “olgun insan”ı ararken yaşamayız. Her mahallede bulunan bu insanların kıymetini ne kadar çok bilirsek o kadar çok ülkü dolar, o kadar kaliteli ülke oluruz. Biz buna şöyle bir formül koyalım: “Kültürlü orta sınıf (olgun insanlar)”ın kıymeti anlaşıldığında töreli bir millet olacağız.

Eksik insanlara gelince, her gün görüyoruz. Çok kolay elinde silah alıyor, çalıp çırpması bitmiyor, çok konuşmayı meziyet sayıyor. Her şeyi bilen cahillerden oluşuyor. Gelişime kapalı. En zararsızı sadece tüketici… Başka bir vasıf barındırmıyor. Bir –popüler oldu, biz de kullanalım- “toplum mühendisliği” ürünü. En kalabalık kitle… Yeme-içme-gülme-eğlenme-dürtülere yönelme ve birçok basit özellikleri var. Bu kitleden “olgun insan”a yöneliş ne kadar fazlaysa bir ülkenin medenîleşmesi de o kadar kolaylaşıyor. Bunu da “aydın” kitle belirliyor. “Aydın” ne kadar eksik insana eksiklerini aktarabiliyorsa eksik insanlıktan terfi de o kadar çok oluyor.

Gelgelelim mevzuya…

Kendini bilmek demiştik.

Ürettikleri, taklit-tercüme mesabesinden telif mesabesine ulaşamayanların konuşmalarının tonu da aynı oranda ayarlanmalıdır. Kendini bilmek noktasında en önemli mesele budur.

Popülizm, büyük bir bataktır. Bugün için alkışlanmak olağandır. Ancak zamana ne bıraktık. Eser nedir, ne kadar millidir, ne kadar eksik insanı olgunlaştırmıştır? Bu soruların cevabı önemlidir. Bu yazı, aydınlara veyahut aydınlık iddiasında bulunanlara bir çağrıdır. Dilinizi daha Türkçeleştiriniz. Yoksa anlaşılmıyorsunuz. Elinizi daha çok taş altına koyunuz. Yoksa tanınmıyorsunuz. Kimliğinizi daha netleştiriniz. Yoksa çok yadırganıyorsunuz. “Biz”e yönelik daha çok üretiniz. Yoksa çabuk tüketiliyorsunuz. İlkelerinizi belirleyiniz. Yoksa “dönem adamı” olarak kalıyorsunuz. Slogan değil teori üretiniz. Yoksa basit kalıyorsunuz. En önemlisi, sahada vakit geçiriniz. Mutfakta yemek yapınız. Pencereden bile kafasını uzatmayan “temenni”siz insanlara komşu denir mi? Bizlerle “komşu”luk yapınız. Bugünü yargılayıp, yarına bir dua bırakalım:

Mahalle kahvelerine koyduğumuzda sırıtmayacak “aydın”larımızın çoğalması dileğiyle…

Edebiyat Daima
ADMINISTRATOR
PROFILE

Son Gönderiler

Yorum Yap

Email adresiniz yayınlanmayacaktır.

En Son Gönderiler

Popüler Yazarlar